Yamaç Paraşütünde Performans Kaygısı Üzerine

Yerde duran dar bir tahta düşünün.
Çocuklardan bu tahtanın üzerinden yürümeleri isteniyor. Çoğu rahatça geçiyor. Dengeleri yerinde, adımları doğal, bedenleri akış içinde.
Sonra aynı tahta yerden kaldırılıyor.
İki ucu sandalyelerin üzerine konuyor. Tahta değişmiyor. Genişliği aynı, uzunluğu aynı, zemin aynı, görev aynı: bir uçtan öbür uca yürümek.
Ama bu kez çocukların çoğu zorlanıyor.
Adımlar sertleşiyor. Denge bozuluyor. Omuzlar kasılıyor. Hareketler yapaylaşıyor. Bazıları daha ilk anda geri çekiliyor.
Burada değişen şey tahta değildir.
Değişen şey görev de değildir.
Değişen şey, zihnin o görevle kurduğu ilişkidir.
Çünkü yerden yükselen sadece tahta değildir; onunla birlikte sonucun anlamı da yükselir.
Artık yürümek sadece yürümek olmaktan çıkar.
Artık akla şu gelir:
“Ya düşersem?”
Ve performansın kaderini çoğu zaman tam da bu soru belirler.
Sorun beceri değil, baskıdır
Bu deneyin en önemli tarafı şudur:
Çocukların yapamadığı şey yeni bir beceri değildir. Onlar zaten yürümeyi biliyordur. Hatta az önce aynı tahtanın üzerinde rahatça yürümüşlerdir.
Demek ki mesele çoğu zaman şurada değildir:
“Bunu yapabilecek kapasitem var mı?”
Asıl mesele şuradadır:
“Baskı altındayken yapabildiğim şeyi yine yapabiliyor muyum?”
Sporda çok sık duyduğumuz bir cümle vardır:
“Antrenmanda yapıyor ama yarışta yapamıyor.”
Bu cümle çoğu zaman eksik anlaşılır. Çünkü ilk refleks şudur:
“Demek ki yeterince çalışmamış.”
Oysa birçok durumda gerçek sebep teknik eksiklik değil, baskı altında bozulmuş işleyiştir.
Beden hareketi biliyordur.
Kas hafızası vardır.
Zamanlama vardır.
Refleks vardır.
Ama zihne korku karıştığında sporcu artık hareketi yapmaya değil, hata yapmamaya odaklanır. Ve tam da o anda doğal akış bozulur.
Yamaç paraşütünde tahta neden daha yüksektir?
Yamaç paraşütünde bu tahta çok daha yüksektedir.
Çünkü burada yalnızca performans değil, risk algısı da devrededir.
Burada yalnızca puan, sıralama, başkalarının gözü ya da ego yoktur.
Burada hava vardır.
Belirsizlik vardır.
Karar vardır.
Anlık değerlendirme vardır.
Ve bazen hatanın bedeli büyüktür.
Bu yüzden yamaç paraşütünde performans kaygısı, birçok başka spordan daha yoğun yaşanabilir. Çünkü pilot yalnızca “başarılı olmak” istemez; aynı zamanda “yanlış yapmamak” ister. Bu çok insani bir durumdur. Ama kontrolsüz kaldığında uçuş kalitesini düşürür.
Startta beklerken, dar bir kalkış penceresinde, güçlü bir günün eşiğinde, kalabalık bir gaggleda, yarışta bir karar anında ya da iniş yaklaşmasında aynı zihinsel süreç devreye girebilir:
- “Ya kapanma olursa?”
- “Ya yanlış hatta girersem?”
- “Ya herkesin önünde saçma bir hata yaparsam?”
- “Ya bu termiği kaçırırsam?”
- “Ya erken dönüp günün uçuşunu heba edersem?”
- “Ya şimdi hata yaparsam bunun bedeli büyük olursa?”
Bunların hepsi, yerdeki tahtanın yükselmiş halidir.
Sonuç: Sorun tahtada değil, tahtaya yüklediğimiz anlamda
Tahta deneyi bize çok yalın ama çok güçlü bir şey öğretir:
Aynı insan, aynı beden, aynı beceri, aynı görev…
Ama sonuç farklı.
Neden?
Çünkü baskı devreye girdiğinde insan artık yaptığı işe değil, yaparsa ne olacağına odaklanır.
Yamaç paraşütünde de çoğu zaman olan budur.
Pilot artık havayla temas etmez; ihtimallerle boğuşur.
Kanadı yönetmez; sonucu yönetmeye çalışır.
Ve tam da bu yüzden doğal kalitesi düşer.
Oysa gerçek ustalık sadece sakin havada iyi olmak değildir.
Gerçek ustalık, tahtanın yükseldiği anlarda da kendi merkezine dönebilmektir.
Yerdeki tahtada yürümek kolaydır.
Mesele, tahta yükseldiğinde adımın karakterinin değişmemesidir.
Ve belki sporculuk dediğimiz şeyin özü de tam burada başlar:
Beceri sahibi olmakta değil, baskı altında becerine erişebilmekte.
Kategoriler
Servet Tümünü göster
Yamaç paraşütüne 2006 senesinde başladım. Gökyüzünü birlikte paylaştığım arkadaşlarıma daha emniyetli ve keyifli bir havacılık deneyimi yaşamaları için bugüne kadar edindiğim bilgi ve tecrübelerimi sunmak istiyorum.